İbraname Geçerlilik Koşulları ve Avukatlık Ücretinin Sorumlusu
İbraname tek başına işçiyi bağlamaz: geçerlilik şartları
İş ilişkisi sona erdiğinde imzalanan ibraname, işverenin en çok güvendiği belge, işçinin ise en sık itiraz ettiği kâğıttır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420. maddesi bu konuda net bir çerçeve çiziyor: işçiye alacağının en azından bir kısmı banka üzerinden ödenmedikçe ve yazılı bir ibraname verilmedikçe, düzenlenen belge ibra niteliği taşımaz. Yani işçinin eline para geçmeden imzalatılan "her şeyi aldım, hakkım kalmadı" beyanı hukuken bir şey ifade etmez.
İkinci şart daha az biliniyor. İbra sözleşmesinin geçerli olması için iş ilişkisinin sona ermesinden itibaren en az bir ay geçmesi gerekiyor. İşveren, çıkış gününde masaya ibraname koyuyorsa o belge, işçi imzalasa bile mahkemede büyük olasılıkla dikkate alınmaz. Üçüncü şart ise ödemenin neye karşılık yapıldığının belgede tek tek gösterilmesi; "kıdem, ihbar ve sair tüm alacaklar" gibi toptan ifadeler, alacak kalemleri ayrıştırılmadığı için sık sık geçersiz sayılıyor.
Uygulamada pek çok kişi, bir avukatın hazırladığı ibraname örneğini bulup kendi dosyasına uyarlıyor. Oysa kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti ve fazla mesai ayrı ayrı yazılmadığında, işçi sonradan "ben bu kalemleri talep etmedim" diyerek dava açabiliyor. Arabuluculuk aşamasında imzalanan anlaşma belgeleri ise farklı rejime tabi: 7036 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen ve taraflarca imzalanan tutanak, icra edilebilirlik şerhi alındığında ibranameden daha güçlü bir hukuki zemine oturuyor.
Davanın konusuz kalması: avukatlık ücretini kim öder?
İşçi dava açtıktan sonra işveren alacağı ödüyor ve mahkeme "konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer yok" diyorsa, en çok tartışılan soru avukatlık ücretinin kime yazılacağıdır. Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımı şu yönde: davaya konu alacak, dava açıldıktan sonra ödenmişse ve işveren davanın açılmasına kendi davranışıyla sebep olmuşsa, vekâlet ücreti işveren üzerinde bırakılır. Çünkü işçi hakkını ararken dava açmak zorunda kalmıştır.
Bunun istisnası, işverenin ödemeyi dava açılmadan önce yapmış olması. Bu durumda işçi yine dava açmışsa, vekâlet ücreti davacı üzerinde kalabilir. Bu ayrım, 700–900 lira gibi görünen ama dosya sonunda 20–30 bin liraya çıkan ücret farkları yaratıyor; çünkü avukatlık asgari ücret tarifesine göre belirlenen vekâlet ücreti, alacağın miktarına göre kademeli artıyor.
İş mahkemelerinde bir başka pratik sorun daha var: kısmi dava açılıp sonra alacak ıslah edildiğinde, ıslah edilen kısım için ayrı vekâlet ücretine hükmedilip hükmedilmeyeceği. Yargıtay, ıslahla artırılan miktar bakımından da vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini kabul ediyor. İşçi vekili için bu, dosyanın başında planlanması gereken bir kalem; sonradan talep etmek çoğu zaman mümkün olmuyor.
Labor and social security law: SGK kayıtları neden belirleyici
Türkiye'de iş davalarının kaderi büyük ölçüde SGK hizmet dökümüyle belirleniyor. Fazla mesai talebinde bulunan işçi, giriş çıkış kayıtları, puantaj defterleri ve tanık beyanlarıyla iddiasını somutlaştırmak zorunda. İşveren ise işyerinde yeterli sayıda tanık bulundurduğunu ispatladığında, işçinin "her gün iki saat fazla çalıştım" iddiası tek başına yeterli görülmüyor. Yargıtay, haftalık 11 saati aşan çalışmalarda tanık beyanlarına ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini vurguluyor.
Bir örnek: Denizli'de bir tekstil atölyesinde altı yıl çalışan bir işçi, çıkışta imzaladığı ibranameye rağmen fazla mesai alacağını talep ediyor. Dosyada puantaj kayıtları yok, işveren ise ödemenin yapıldığını banka dekontuyla gösteriyor. Mahkeme, ibranamenin bir ay kuralına uyulmadığını tespit edince belgeyi geçersiz sayıyor; ancak fazla mesai bakımından tanık beyanlarını yetersiz buluyor. Sonuç, kıdem tazminatı yönünden işçi lehine, fazla mesai yönünden aleyhine bir karar.
Bu tür dosyalarda avukatın ilk işi, işçinin e-devlet üzerinden alacağı hizmet dökümünü ve varsa işyeri kayıtlarını istemek oluyor. Sosyal güvenlik mevzuatı ile iş mevzuatı iç içe geçtiği için, kayıt dışı çalışma iddiası ayrı bir dava konusu haline gelebiliyor.
Ofis pratiğinde sık yapılan üç hata
Küçük ve orta ölçekli hukuk bürolarında iş dosyalarının yönetimi çoğu zaman tek bir avukatın üzerinde kalıyor. Ankara'da şeker hukuk bürosu gibi kurumsallaşmış yapılar dışında, dosya takibi avukat kaşesi örneği hazırlamak, tebligat adresi bildirmek ve bilirkişi raporuna itiraz süresini kaçırmamak gibi küçük ama sonuç belirleyen işlerden geçiyor. Süre kaçırıldığında telafisi yok.
İkinci hata, ibranamenin imzalanma tarihi ile ödemenin yapıldığı tarihin karıştırılması. Banka dekontunda görünen tarih, bir aylık sürenin hesabında belirleyici oluyor. Üçüncüsü ise işçinin arabuluculuk toplantısına vekilsiz katılması; tutanağa geçen beyanlar sonradan mahkemede aleyhine delil olarak kullanılabiliyor.
